EKODOSD’un açıklamasında, “Rahatsızlığı dolayısıyla uzunca bir süredir Türkiye’ye gelemeyen Alman arkeolog Dr. Anneliese PESCHLOW’u geçtiğimiz yıl Berlin’de ziyaret ettiğimizde “hayatımın en zorlu ama en güzel yılları Latmos’ta (Beşparmak) geçti’ demişti.
Türkleri çok seven, Latmos’ta hem insanlar hem de hayvanlarla dostluk kuran Anneliese PESCHLOW “Dünyada beni Latmos (Beşparmak) kadar etkileyen başka bir coğrafya yoktur. O yüzden yaşamımın büyük bir bölümünü burada geçirdim. Öylesine dostluklar edindim ki hiç unutamam. Gelemediğim için üzgünüm ancak en çok üzüntüm ise adeta bir açık hava müzesi niteliğindeki bu coğrafyanın, doğal ve kültürel açıdan böylesine etkileyici bir alanın maden ocakları tarafından tahrip edilmesidir. Bu kutsal dağda o kadar önemli yapılar ve eserler var ki, saymakla bitmez. Bunlar insanlık tarihine ışık tutacak dünya mirasıdır. Lütfen burayı koruyun’ demişti. Anneliese’nin eşi Urs PESCHLOW Latmos’la ilgili şöyle demiştir: Orta Çağ kaynaklarında Latros adıyla geçen Latmos’un anıtlar açısından Bizans Dönemi’nde Anadolu’nun en zengin ve en önemli yerlerinden biri olduğunu hiç kuşkusuz söyleyebiliriz. Bizans Sanatı Tarihi konusunda uzman olan Urs PESCHLOW’un bahsettiği zenginliklerden biri, Latmos’ta 740 rakımlı tepeye kurulan ve halk arasında Arapavlusu olarak bilinen Stylos Manastırı’dır. 1900’lu yıllarda Alman arkeolog Theodor Wiegand tarafından bulunan Manastırda, yıllar sonra Urs PESCHLOW tarafından yüzey araştırmaları yapılmıştır. Ege Üniversitesi Bizans Sanatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Mercangöz tarafından da Bafa ve Latros Manastırlarıyla birlikte Stylos Manastırı çalışması da bildiri olarak yayımlanmıştır. Ulaşılması zor ve engebeli bir yere kurulan Stylos Manastırı yapılırken, doğal yapı bozulmadan, arazi koşullarının en iyi şekilde kullanılıp, doğaya uyumlu olarak inşa edilen manastırlardan biridir. Saklanmak, barınmak ve savunmak için her türlü koşulların düşünüldüğü manastırın bulunduğu coğrafya oldukça etkileyicidir” denildi.
“Stylos Manastırı’nı bu kadar önemli yapan unsurların başında kurucusu Aziz Paulos gelmektedir” görüşünün aktarıldığı açıklamada, “Hayattayken bir aziz itibarı gören ve onu baş havarilerden olan Paulos’tan ayırt etmek için kendisine Genç Aziz Paulos denilmiştir. 15 Aralık 955 tarihinde buradaki kiliseye gömülmüştür. Aziz Paulos’un ön mekanda, nartekste gömülmüş, daha sonra halefi Symeon tarafından bir mezar şapeli inşa ettirerek oraya naklettirilmiştir. Stylos Manastırı Latmos Manastırları içinde yapılış tarihi bilinen tek manastır olup, 1222 yılına kadar bir başpapazın bulunduğu ve Türklerin bu yörede egemenliği ele geçirmeleriyle manastırın terk edildiği bilinmektedir. Sandal ağaçları içinde yukarı doğru çıkılan kayalık bir tünelden, bir uçurumun kenarında bulunan kaya sığınağı içine yapılan fresklerle süslü bir mağaraya ulaşılmaktadır. Paulos burada bir stylit gibi 12 yılını geçirmiştir.”
BİRÇOK UYGARLIK YAŞADI
“Bir yandan kaçak kazılar bir yandan geri dönülmez bir biçimde doğayı tahrip eden maden ocakları Latmos’un tarihine ve bütünsel doğal peyzajına büyük zarar vermektedir” vurgusunun yapıldığı açıklamada, “Manastıra yakın bir bölgede doğduğundan beri burada yaşayan MuratAli Pınar, bölgeyi en iyi bilen ve hayatını bu dağlara adayan birisi. Hayatını çocukluğundan beri Latmos Dağları’nın vahşi kayalıkları arasında geçiren, geçmiş yıllarda keçi çobanlığı yapan, hayvanlarıyla birlikte Latmos’un doğal mağaralarında yatan Murat Ali Pınar, şehir hayatını sevmeyen, bölgenin doğasına ve tarihine tutkun bir şekilde yaşamını yalnız bir şekilde sürdürüyor. Pınar, “Bu dağlarda tarihte birçok uygarlıklar yaşamış. Biz de onlardan kalan eserlerin içinde yaşadık. Benim çocukluğumda Arapavlusu’ndaki resimler şimdikinden çok sağlamdı. Bunlar daha çok 1968’lerde buraya gelen insanlar tarafından iskeleler kurularak söküldü, tahrip edildi. Bizler bu zenginliklerin farkında değildik. Ne zaman Anneliese PESCHLOW buraya geldi, bu dağların tarihini ondan öğrendik. Zamanında farkında olamadığımız resimleri ve buradaki eserleri korumaya çalışıyoruz. 8000 yıllık kaya resimleri, Arapavlusu Manastırı buradaki değerler bizim dünya mirasımız’ diyen ve bölgenin tarihini anlatacak kadar bilinçlenen Murat Ali Pınar, bulunmuş olduğu bölgenin korunması için bir güvence aslında. Ondan sonra bu dağlarda yaşayan olur mu bilinmez ama Murat Ali Pınar gibi duyarlı ve bilinçli insanların bu dağlarda çoğalması, buradaki zenginlikler açısından çok önemlidir. Bu dağdaki değerlerin korunması ve tanıtılması hem ülkemizin hem de yöre insanlarının yararına olacaktır. Arkeoloji ve Sanat Yayınları Editörü ve arkeolog Nezih Başgelen tarafından Facebook’ta “Kültürel ve Doğal Mirası İzleme Platformu” kurularak, önemli bir çalışma başlatıldı. Türkiye’nin her yerinden duyarlı insanların katıldığı ve konuyla ilgili bilgilerin aktığı platform, farkındalık yaratma açısından büyük ilgi görmektedir. Doğal ve Kültürel Miraslarımızın korunarak geleceğe taşınması için platformda duyarlı insanların çoğalması gerekir” görüşlerine yer verildi.